Geçen yine oturup çay içtik.

Ortamda bembeyaz bir kedi ve pek temiz sayılamayacak bir mutfak vardı. Sigaramız yoktu. Ama en sevdiğimiz adamın evindeydik. Kedi çok güzeldi ve önümüzde iki bardak sıcak çay vardı. Ki bu sahneden saniyeler önce demiştik ki, sıcak çay ve kedinin çözemediği şey mi var? 
 "Özür dilerim." dedi. "Aylar sonra damarına bastım." 

Elimi yavaşça kıpırdattım. Gözlerimdeki minik damlaları hissedebiliyordum. Aslında ellerimi yavaşça kıpırdatmadığımı, içimde kalan şeylerin parmağımın ucuna ucuna geldiğini de biliyordum. Ama kabullenmek istemiyordum. Kabullenmek, uzaktan çok basit bir kelime gibi gözüküyor. Bakın, daha kelime halinden bahsediyorum. 

"Çok garip. Ben. Yani. O gittiğinde, onunla yaşadığımız anlar kadar ağladım. Sonra bir o kadar daha kendim için ağladım. Her şey geçti dedim, bu sefer de sinirden ağladım. Şimdi ise dayanamadığım için ağlıyorum. Dayanamıyorum ama neye? Zamanında bu kadar güçsüz olmuş olmama mı? Zamanında değil de, hala güçsüz olduğuma mı? Bugüne kadar hiç güçlü olmama mı? Hiç bilmiyorum. Tek oynadığım kumar aşktı, -yoksa ace of spades'i nasıl dinleyecektim?- onda da nasıl kendimi kaptırdıysam; değer verdiğim kadar değer kaybettim. Daha ilkti. Yani bu çok vicdansızca değil mi. Ben, hiç bilmiyorum. Hadi gidip midye yiyelim."

Odamdaki koccaman Elwood Blues afişini keşke senden daha çok sevseydim.

Babamdan arakladığım ilk kazak değil.

Merhaba. 
Babamdan kazak arakladım. 


Arada saçlarımı da uzattım. Hatta aylardır yaptığım tek şey saçlarımı uzatmak. 
Son günlerde canım inanılmaz derecede sıkılıyor. Canımın sıkılmasında, mayısın bu kadar depresif olmasının etkisi çok büyük. Mayıs lan. Mayıs dediğin böyle mi olur. 

Yazacak hiçbir şeyim yok. En son ipodumu asetonla temizlerken baya tahriş ettim. Zenitin içindeki pozu yırttım. Sonra adamlar bunu yırtık takmış diye pozu çıkardım, meğer pozu bitirmişim. -Dediğimden hiçbir şey anlamadım.- Elektirik süpürgesini bozdum. Yumuşatıcı ile vileda yaptım. Buzdolabında hala iki buçuk haftalık makarna var. -Buzdolabını da bozdum.- Evden biraz daha çıkmazsam, evde tropikal fırtınalar çıkacak. Tropikal fırtınalar demişken, Survivor da izliyorum. Ama uydu bozulduğu için şu günlerde kanalları bulmakta zorlanıyorum.

İzninizle evden çıkıp azıcık sosyalleşeceğim. Bu arada Anıl elenmedi. Keşke ergenliğe yeni girdiğim dönemlerde olsam da defterime Anıl falan yazsam. Hayatım çok zor. 

-İstanbul vaktim geliyor kenksler. Dua edin.-

Dokuz adet taramam gereken edebiyat kitabım. Varken. Çok saçma lan. Mesela bir reklam var. On beş dakikalık aralıklarla sürekli aynı anda, sürekli aynı yerinden; hep aynı yerinden. Dejavu. Matrix gibi düşünelim. Matrix'te dalgalanmalar oluyor, ve babamda o ajanların gözlüklerinden var. 

Dün çok garip bir rüya gördüm. Çok da konuşmadığım bir insan cenazaye gitmek istiyordu. Onun cenazeye gidebilmesi için yol boyunca arabanın çatısını tuttum. Ona iyilik yaptım ve beni bırakmadı. Bana duyarsızmışım gibi, hiçbir halden anlamazmışım gibi davranmadı. Uyandığımda garipsedim. Hayat çok garip. 

Hiç emin değilim mesela. Önüme gelen her şeyi ezberliyorum. Eylül akşamlarını daha huzurlu geçirebilmek için, kaçmak için değil; durmak isteğiyle uyumak için. Bir şeyler için işte. Ezberliyorum. Ezberlemek beni hissizleştiriyor. Ya ne olacağıdı derken hayat da geçiyor gidiyor işte.

Keşke Zeynep'le sarılabilsek.

Cemal Süreya hep beni kahrediyordu.

Tanrıya geceleri, dediklerimi sana iletmesi için çok ricada bulundum. Lakin tanrıyla olan muhabbetimiz malum. Belki ben, onun beni dinlediğini düşünürken; o ağzı bir karış açık uyuyordu. Buraya yazmak belki daha mantıklıdır, daha realisttir. Realist yazdığım için, mantıken mumlara, ve Namık Kemal'e de karşıyımdır belki. Edebiyatı fazla kaçırıp, doğru yerde kaçıramadığım için üzgünüm. Aslında şu an biraz heyecanlıyım.

Geçenlerde sana sarıldım. Sen diye sarıldığım şey aslında sıradan  ve çok turuncu bir yastıktı. Keşke sarıldığım şey beyaz bir yastık olsaydı. Aklıma Cemal Süreya gelseydi. Seni ne zaman görsem Cemalciğim bana bir sigara uzatıyor. Seni ne zaman görsem, kalbim bir süre atmıyor. Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum, ama ben her şeyden korkuyorum. Neyse ki sen, korktuğum en güzel şeysin. 

Ahmet Hamdi bile saatlere olan inancımı yerine getirememişken; şimdi sen demek, benim için çok ince hesaplar demek. Saniyeler. Oturma planı. Kafamdaki şarkıların sıralaması. On sekiz yıldır hayattayım, ve sen hariç, hiç ince bir planım olmadı. Benim ellerim kısa ve yamuk. Açığı bir yerden kapatmam gerekiyordu. 

Diyeceklerimi kalbimin atışı bastırıyor. Sanırım susup, evde kendi kendime zıplama yarışı yapacağım. Neyse. Ensenden öpme isteğim bir türlü durulmuyor. Dean Martin, yıllarca kulağımın dibinde That's Amore dedi de inanmadım. Meğer böyleymiş.

"Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse 
                      değerlendiremez."
Keşke Sait Faik yaşasaydı. Bir ege kasabasında yaşasaydık mesela. Mavi, eski bir bisikleti olsaydı. Pazara gitseydi bisikletiyle, ansızın fesleğenlerin arasından çıkıp gelseydi. Bahçenin ortasına bir rakı masası kursaydım. Zeytinyağlı börülceyi çok sevseydi. Çok içseydi, çok yeseydi. Sarhoş olsaydı. Sonra birden konuşmaya başlasaydı. Aklının başından gittiğini, yanaklarının al al olmasından anlasaydım. Sigaralar yaksaydı. Hep konuşsaydı, hep. Sonra rakıyla suyu ayırt edemez olsaydı. Alıp onu yatırsaydım. Sadece ayakkabılarını çıkarıp öylece bıraksaydım. Birden sussaydı. Susup, kıvrılmış dudaklarıyla uyuyakalsaydı. 
Bahçeye çıkıp, bir sigara yaksaydım.

Halil Sezai'yi pıçaklamama gerek kalmamıştı.

Yaklaşık dört gündür tam anlamıyla rezalet bir festivalde cirit atıyordum. Dört gündür rezalet bir festivalde yer almamın sebebi ise, hayatımda ilk defa festival görmüş olmamdı. Sanırım bir de Duman'dı. Ergenlikten çıkmaya çalıştığım şu günlerde, anlamsız aktiviteler içinde bulunmamı herkes hoş karşıladı. 

Duman konserinde sesimi kaybettim. Ve şunu anladım ki, Duman konusunda, bu küçücük şehirde, kapısı çalınması gereken insanlardan biriyim. -Şayet bir insan kapımı bu sebepten dolayı çalacak olursa, yüzüne tükürebilirim. Bilmiyorum.- 

Yani ne bileyim. En sevdiğim şarkıları mesela Senin Marşın'mış. Kaan'ın sırtı çok güzelmiş. Aslında konser boyunca Kaan'ın sırtını düşünerek kendimden geçtim. Her fırsatta arkadaşlarım "BU ADAMLARIN ÇOCUKLARI VAR YA NE KADAR MUHTEŞEM BİR HAYAT :))))" falan dedi. Bu esnada ben hala Kaan'ın sırtını düşünüy-

PEKİ BEN BUNLARI NİYE SİZE ANLATIYORUM? 
Çünkü ergenlikten çıktım arkadaşlar. Anneme verdiğim sözü tutuyor, ve gittiğim Duman konserinden sonra kendime yeni bir yol çiziyorum. 

Bana helal olsun aşk olsun :)))):)
Anlatabileceğimi hiç sanmıyorum. Bulutlar bile senin kadar beyaz değil, anlıyor musun? 
Anlatabileceğimi hiç, hiç sanmıyorum. Bandista ne güzel şey. 

Aşk şarkısı